9 Nisan 2026, Perşembe
13:27

Prof. Dr. Zakir Avşar: ABD NATO'dan çekilebilir mi?

Prof. Dr. Zakir Avşar: ABD NATO'dan çekilebilir mi?

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı ''ABD NATO'dan çekilebilir mi?'' adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.

ANKARA - BHA

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar'ın ''ABD NATO'dan çekilebilir mi?''  başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:

''Ankara 7-8 Temmuz tarihleri arasında Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) Zirvesi için ev sahipliğine hazırlanıyor. Ancak NATO’nun geleceğine ilişkin tartışmalar, Trump’ın ikinci kez başkanlığa seçilmesi sonrası ABD-İsrail ve İran savaşında“umduğu, istediği yardımı” alamaması nedeniyle daha görünür hale geldi...

Elbette  NATO’nun geleceğine, fonksiyonuna dair konuların özellikle ABD’nin çıkması bağlamında ABD Başkanı tarafından sürekli dile getirilmesi, fevkalade önemli ve daha da ötesi kaygı vericidir.

Çünkü sıklıkla karşılaşılan bir soru artık şu, “Trump dediğini yapabilir mi, ABD NATO’dan çıkar mı? Çıkarsa ne olur?”

Meselenin sağlıklı biçimde analiz edilebilmesi için kurumsal, hukuki ve stratejik parametrelerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Bu bağlamda üç temel eksen öne çıkmaktadır; NATO’nun kurumsal dayanıklılığı, Amerika Birleşik Devletleri’nin ittifaktan çekilme durumu ve bu sürecin hem uluslararası hukuk hem de ABD iç hukuku bakımından sınırları.

NATO, klasik ittifak modellerinden farklı olarak yüksek derecede kurumsallaşmış bir güvenlik mimarisine karşılık gelir. Entegre komuta yapısı, müşterek harekât kabiliyeti, standartizasyon protokolleri (STANAG’lar), ortak planlama süreçleri ve kolektif savunma ilkesinin (Washington Antlaşması Madde 5) doğurduğu siyasi-askeri bağlayıcılık, ittifakı basit bir “sözleşme” olmaktan çıkarıp bir “kurumsal ekosistem” haline getirmiştir.

Bu nedenle NATO’nun “dağılması” senaryosu, ancak üyelerin büyük çoğunluğunun eşzamanlı olarak çekilmesi ya da ittifakın işlevsel kapasitesinin sistematik biçimde çökertilmesi gibi şu an içim pek ihtimal verilmeyen uç koşullarda mümkün olabilir.

Mevcut jeopolitik ortamda, özellikle Rusya kaynaklı tehdit algısının devam ettiği bir konjonktürde, bu tür bir çözülme rasyonel bir stratejik tercih olarak görünmemektedir.

Asıl kritik tartışma, ABD’nin ittifaktan çekilip çekilemeyeceği ve bunun nasıl gerçekleşebileceği sorusudur.

Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, NATO’nun kurucu metni olan Washington Antlaşması’nın 13. maddesi, herhangi bir üye devlete çekilme hakkı tanımaktadır.

Bu hükme göre bir üye devlet, Amerika Birleşik Devletleri hükümetine (depozitör sıfatıyla) çekilme bildiriminde bulunur ve bu bildirimin üzerinden bir yıl geçtikten sonra üyeliği sona erer.

Teknik olarak süreç son derece basittir: yazılı bildirim ve bir yıllık bekleme süresi. Antlaşma, çekilme kararının devletin iç hukukunda nasıl alınacağına ilişkin herhangi bir düzenleme içermez; bu tamamen ilgili devletin anayasal sistemine bırakılmıştır.

Dolayısıyla ABD şayet gerçekten NATO’dan çıkma-çekilme gibi bir konuda irade ortaya koyarsa belirleyici olan, ABD iç hukukudur.

Amerikan anayasal düzeninde uluslararası antlaşmaların akdedilmesi Senato’nun üçte iki çoğunluğunun onayına tabidir. Ancak antlaşmalardan çekilme konusunda anayasa açık bir hüküm içermez. Bu durum, yürütme ile yasama arasında tarihsel olarak gri bir alan ortaya çıkarmıştır. Örneğin Jimmy Carter’ın Tayvan ile olan savunma anlaşmasını tek taraflı olarak feshetmesi, bu tartışmanın klasik örneklerinden biridir.

Yüksek Mahkeme, bu tür ihtilaflarda çoğu zaman “siyasi mesele doktrini” (political question doctrine) gerekçesiyle esasa girmekten kaçınmış ve konuyu siyasal organların takdirine bırakmıştır.

Ancak NATO konusunda, Kongre bu gri alanı daraltmaya yönelik açık bir irade ortaya koymuştur.

2023 ve 2024 yıllarında kabul edilen düzenlemelerle, başkanın NATO’dan tek taraflı olarak çekilmesini engelleyen bağlayıcı hükümler getirilmiştir.

Buna göre ABD başkanı, NATO’dan çekilme bildiriminde bulunabilmek için ya Senato’nun üçte iki çoğunluğunun onayını almak ya da Kongre’nin her iki kanadından geçecek özel bir yasaya dayanmak zorundadır.

 Bu düzenleme, yürütmenin dış politika alanındaki takdir yetkisini sınırlayan nadir örneklerden biri olup, özellikle Donald Trump’ın ilk başkanlık  döneminde dile getirilen çekilme ihtimaline karşı kurumsal bir sigorta mekanizması olarak tasarlanmıştır.

Bu hukuki çerçeve, ABD’nin NATO’dan çekilmesini teorik olarak mümkün, ancak pratikte son derece zor hale getirmektedir. Senato’da üçte iki çoğunluk sağlanması, mevcut siyasal kutuplaşma ortamında oldukça düşük bir olasılıktır. Aynı şekilde Kongre’den çekilmeyi açıkça destekleyen bir yasanın geçirilmesi de ciddi siyasi maliyetler içerir. Dolayısıyla “hukuken mümkün ama siyaseten zor” bir durum söz konusudur.

Bununla birlikte, hukuki çekilme ile fiili angajman arasında önemli bir fark vardır. ABD başkanı, NATO’dan resmen ayrılmadan da ittifakın işleyişini ciddi ölçüde etkileyebilecek araçlara sahiptir. Savunma bütçesinin tahsisi, Avrupa’daki askeri konuşlanmaların azaltılması, ortak tatbikatların sınırlandırılması ve kolektif savunma taahhütlerine yönelik siyasi söylemin zayıflatılması, ittifakın caydırıcılığını doğrudan etkileyen unsurlardır. Bu tür adımlar, Kongre’nin açık onayını gerektirmeden, yürütmenin idari yetkileri çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Bu nedenle en gerçekçi senaryo, formel bir çekilmeden ziyade, “işlevsel aşınma” olarak tanımlanabilecek bir süreçtir.

ABD’nin angajmanını azalttığı bir senaryoda Avrupa güvenlik mimarisi önemli bir dönüşüm baskısı altına girer. AB bünyesinde tartışılan stratejik özerklik ve ortak savunma kapasitesi oluşturma girişimleri hız kazanabilir; ancak Avrupa’nın kısa vadede ABD’nin sağladığı nükleer caydırıcılık, stratejik nakliye, istihbarat ve ileri teknoloji kapasitesini ikame etmesi zordur. Bu durum, Avrupa’yı ya kendi içinde daha derin bir askeri entegrasyona zorlayacak ya da ABD ile daha gevşek, ikili anlaşmalara dayalı bir güvenlik ilişkisi geliştirmeye yöneltecektir.

Bu dönüşümün Türkiye açısından anlamı ise çok katmanlıdır. Türkiye, NATO içinde coğrafi konumu, askeri kapasitesi ve bölgesel erişimi nedeniyle zaten yüksek bir stratejik değere sahiptir.

ABD’nin rolünün azalması, Türkiye’nin göreli önemini artırabilir; zira ittifakın güney kanadının güvenliği, Orta Doğu’ya erişim ve Karadeniz dengesi gibi alanlarda Türkiye’nin katkısı daha kritik hale gelir. Ancak bu artan önem, aynı zamanda daha karmaşık bir stratejik ortamı beraberinde getirir.

ABD’nin güvenlik garantilerinin zayıflaması, Türkiye’nin kendi caydırıcılık kapasitesine daha fazla yatırım yapmasını gerektirirken, Rusya ile ilişkilerde daha hassas bir denge politikasını zorunlu kılar.

Sonuç olarak, NATO’nun yakın vadede özellikle Trump’ın “tehditleriyle” dağılması beklenmemelidir; ancak ittifakın yapısal dönüşümü kaçınılmazdır.

ABD’nin formel olarak çekilmesi, mevcut hukuki ve siyasi kısıtlar nedeniyle düşük olasılıklı bir senaryodur.

Buna karşılık, ABD’nin ittifak içindeki angajmanını azaltması ve yük paylaşımını müttefiklere devretmesi çok daha gerçekçi bir ihtimaldir.

Bu durum, NATO’yu ortadan kaldırmaz, ancak onu daha gevşek, daha az merkezi ve daha az öngörülebilir bir güvenlik düzenine dönüştürür.

Bu yeni düzen, özellikle orta büyüklükteki bölgesel güçler için hem manevra alanı hem de belirsizlik üretir; Türkiye de bu ikili dinamiğin merkezinde yer alacaktır.''

Benzer Haberler